Tuesday, 5 August 2008

Flaş...Flaş...Flaş...Dansı bıraktığını açıklayan Balayev "Açık Kapı Bırakıyorum" dedi



Tüm hayranlarını üzüntü içerisinde bırakan kararı ile ilgili bu güne kadar açıklama yapmaktan kaçınan ünlü dansçı Balayev sonunda beklenen açıklamayı gerçekleştirdi.
Bu konuda basın açıklaması düzenleyeceğini bildiren Balayev, basın açıklaması öncesinde İntertech haber kanalı muhabirlerimizin sorularına yanıt verdi.
Kararında Avrupadan gelen tekliflerin etkili olduğunu belirten Balayev gerek yurt içinden gerek yurtdışından teklifler geldiğini ve bu tekifleri değerlendireceğini belirtirken transfer ücreti ile ilgili sorulara yanıt vermekten kaçındı ve yapacağı basın toplantısında menejerinin detaylarla ilgili bilgi vereceğini belirtti.

Dans kursu ile ilgili duygularının neler olduğunu sorduğumuz ünlü dansçı ; “Şu sıralar duygularım çok yoğun, dansı bırakmak benim uzun süredir düşündüğüm bir konuydu ancak uygulamaya şimdi koydum. Dans kursu gerek dansla ilgili gerek hayatla ilgili çok şey öğretti. Bunu inkar edemem. Bir gün belki dönerim. Açık kapı bırakıyorum. “ dedi.

Sınıftakiler çok üzüldü

Ünlü dansçı Balayevin yaptığı açıklamaları izleyen eski dansçılarımızdan aynı zamanda dans koordinatörülüğü yapan Türkan Coşkun, Balayevin dans kariyeri basamaklarında hızla yükseldiğini ancak dansı bırakmanın kariyerine çok kötü etkileri olacağını söyledi. Türkan, “Balayev’in kararına saygı duyuyorum. Ancak desteklemiyorum. Gidişine sınıf olarak üzüldük.” dedi.


Filiz Coşkun
Intertech Haber Kanalı
Belgium Workshop Visit (22.06.2008 - 27.06.2008)


Uzun bir aradan sonra tekrar yazılarıma başlamak, benim açımdan iyiye işaret olmalı. Bu yazıyı evde yazarken(saat 21:51) analistim Mehmet'in beni arayıp Bahçelievlerinde evinin önünde otobüs beklediğini, şirkete gelmekte olduğunu söylemesi, şirkete gel çalışcaz demesi olmasaydı süper olurdu, herif tüm günü demotive ortalıkta dolaşıp akşam akşam çalışma şevkine gelmiş. Neise hiçbirşey bu yazıyı yazmam engel olamaz :) Belçikaya gitmeden öncesine bir göz atsak daha iyi olacak. Birgün sayın MÇ geldi ki sen iyi ingilizce konuşuyordun di mi. Hemen I live in English dedim :) MÇ Brussel'de yapılacak Dexia Group Harmonization toplantısına gideceğimi söyledi.

Vize İşlemleri


Schengen vizem olmadığı için başvuru yapmam gerekiyordu. Jules Verne aracılığıyla başvurular yapılmaktaydı. Konuştuk hızlı olsun diye Fransaya başvuru yaptık. 1 hafta sonra hiçbir neden söylemeden pasaportum damgalı bişekilde geri geldi. Reddedilmişti. Tabi ümitler azaldı, başka bir ülke artık bunun üstüne zor vize verirdi. Tekrar evrakları hazırladık bu sefer Beçika Konsolosluğuna başvuru yaptık. Şansıma 2 gün içinde olumlu cevap döndüler. Tek girişlik ve 8 gün sürelik 1 ay geçerli vizeyi vermişlerdi. Kısaydı süresi ama olsun, Fransadan sonra alabilmek iyi bir başarıydı. 22.06.2008 - 27.06.2008 tarihleri arasında workshop için gidişim kararlaştırıldı.

Belçikaya Uçuş


THY'ye ait uçakla gidecektim, uçak saat sabah 7:00'da kalkıyordu. Sabahın 4:00'da kalkıp yola çıktım, taksiye atladım tutdum Atatürk Havalimanının yolunu. Yolda taksiciyle biraz muhabbet ettik, adam hemen kanka oldu, dönüşte Duty Free'den Jack Daniels almamı istedi, ben de olabilir dedim, ama ne olduğunu bilmiyordum :) Havalimanında diğer gidecek arkadaş İbrahim de geldi, birlikte Belçikaya uçtuk. İbrahim daha önceleri birkaç kez gitmişti, pasaport kontrolünde sorunsuz geçti. Sıra ban geldiğinde Avrupa ülkelerine ilk kez giriş yapacağım için eleman soru yağmuruna tutdu. Nerden geliyorsun, niçin geliyon, davetiye var mı, kaç gün kalıcan???? Elimizde de evrak yoktu, davetiye falan. En son İbrahimle birlikte geldiğimi söyledim, polis İbrahimi çağırdı onun toplantı için kullandığı defterinde Dexia yazısı ve Dexia'dan birkaç kişiye ait email adresi görünce izin verdi geçmeme :)

Artık Belçikada'ydım


Bagajlarımızı almak için beklerken kenarda oturmuştuk. Bir zenci yaklaştı yanımıza bir yeri sordu West Room gibi bişey, ne İbrahim ne de ben anladım, adam çekti gitti. Belçikadan döneceğim gün hatırladığımda adamın Rest Room yani WC'yi sorduğunu farkettim :) Bagajımızı aldık otelin yolunu tutduk, taksici bayandı, yol boyunca hiç konuşmadık. Otele vardık, kayıt yaptırdık yukarı çıktığımda telefonu atım Turkcell'imi roaming'e açtırmıştım. Bir baktım telefonuma mesaj geldi kredi kartınızdan şu kadar para çekilmiş diye, çeken karşı taraf ta oteldi. Çekilen miktar biraz fazla geldi. 250 $ daha fazla çekilmişti, gittik sorduk resepsiyondan, herifler gün başına 50Euro alıyormuş, o yüzden 5 gün için 250Euro bloke koymuşlardı kredi kartıma, otelden ayrılırken geri iade ediyorlarmış.

Otel Hakkında

Otel'deki odamız gayet lükstü. Sabahları kahvaltıyı otelin Cafe'sinde yapıyorduk, öğlenleri de Dexia'nın binasındaki toplantı sonrası Dexia'nın yemekhanesinde yapıyorduk. Bir gün öğlen yemeyinde servis yapan bayanlardan birisi parmağıyla beni gösterip bişeyler söylüyordu, Hollandaca konuştuğu için hiçbirşey anlamadım, anlamıyor gibi bakıyordum kadına. Arkadaş da anlamadı. 30 saniye böyle kadın bişeyler söylüyor biz de anlamaz bişekilde bakıştık. Sonrasında Dexia'ya 6 aydır eğitime gelmiş bir arkadaş kadını az çok anladığını söyledi. Kadın kravatımı çok beğendiğini söylüyormuş :)

Belçika Hakkında


Biraz Belçika hakkında bahsetmek istiyorum. Havası genelde kapalı olurdu, güneşin öünen 2 dakikada bir bulutlar geçer, sonra açılırdı, bu gün boyu böyle devam eder dururdu.En güzel tarafı da havanın gece 23:00'dan sonra kararmasıydı, o yüzden günü bol bol uzun yaşama şansı yaşıyorsun. Belçikalaı bulmak da bu arada bayağı zor. Genel olarak herkes yabancı :) Resmi dilleri de zaten Hollandaca ve Fransızca. Pazar günü varmıştık Belçikaya, ilk gün iş yoktu, eşyalaramızı bırakıp dışarı çıkmıştık yemek ve biraz gezmek için. Büyük bir caddeye vardığımızda büyük bir kalabalık gördük. Müzik çalıyordular, türk müziğine benziyordu uzaktan. Yakına vardığımıza halay çeken insanları gördük, canlı müzik vardı. Büyük bir yazıyla Trabzonlular günü yazıyordu. İlk gün Avrupada böyle bişeyle karşılaşmak tatlı bir rastlantı olmuştu. Şaşırmıştım.

Workshop


Kahvaltıyı sabah 8:30 gibi yapıyorduk. Toplantılar 10:00 17:00 arası otele 50 metr uzaklıkta bulunan Dexia Brussel Bank'da(DBB) yapılıyordu. Katılımcılar. Toplantı süresince bolbol kısaltmalar öğrendim :) Dexia'nın Fransadaki bankası olan Dexia Credit Locale kısaca DCL imiş, bir tane daha vardı Brussel içinde onu unuttum. Katılımcılar ikisi Belçikadan, biri Fransa, biz Denizbank olarak ve 2 tane de Hindistandan IT şirketi katılmaktaydı. Hindistanlı arkdaşları ilk günler anlamakta bayağı zorlandım, 2 gün sonra yavaş yavaş anlamaya başladım :) 2 ekipten bir tanesi buraya sürekli gelip gittiği için ev kiralamışlardı. Adamlar acaip sıkılmışlardı yurtdışında olmaktan, uçak yolculuklarından. Hindistanlı IT şirketinden bir elemana şirketinde kaç kişi çalıştığını sordum 6000 deyince şaşırdım bayağı, diğerine sordum. Herif 50.000 deyince ben pes dedim. Herif bir de dalga geçer gibi hedefimiz 100.000 demez mi :)) Toplantılar bayağı verimli geçti, tartışma şeklinde geçen toplantıda farklı şirketlerin, farklı kültürlerin iş yapış şekliyle yakından tanışma fırsatı buldum, bir şeye hayran kaldım. Time management konusunda herifler süper. 1 dakikayı bile boşa harcamıyorlar, toplantı sırasında baktılar ki tartışma amacından uzaklaşıyor hemen birbirilerini uyarmak falan.

Brussel

Şehiri nerdeyse baştan sona gezdik. Otelin resepsiyonundan haritayı alıp karış karış gezdik. Belediye binasının önünde büyük bir turistik alan var, eski yapılı binalarla çevrili, ilk takıldığımız yer orasıydı. Brussel Avrupa Birliği için çok önemli bir şehir. AB'ni parlamento binası burada bulunmakta, ilgili binayı ziyaret etme şansımız oldu, çok enteresandır çok fazla güvenlik önlemleri alınmıyor bina çevresinde, hatta nerdeyse hiç alınmıyor. Aynı zamanda NATO'nun merkezi de Brussel'de bulunmakta.


Parlamento binasının arka tarafındaki parkta basket oynama şansı bile yakaladık :)









EXPO için yapılmış Eiffel Kulesi tarzı yapıyı da ziyaret etme şansımız oldu. Bu yapının ismi Atomium, üzerinde atom tarzında yuvarlak odacıklar var, gecenin karanlığında ışıklarıyla insanı büyülüyor. Biz gece gittiğimiz için kapanmıştı içine giremedik.
Bir enteresan olay da metroda yaşadık, bir çocuk yanaştı bize ben de türküm diye. Ne iş yaptığını sorduk, Bilgi Üniversitesinde okuduğunu söyledi, buraya AB toplantısıyla ilgili gözlemci olarak geldiğini söyledi. Biz ondan önce metordan indik, ayrıldık.


Belçika bildiğiniz üzere çikolatasıyla ünlüdür. En son Türkiyede Ülker'in Belçika'nın Godiva çikolata şirketini satın almasıyla gündeme gelmiştiler. Hakikaten de denediğim birkaç çikolataları damak zevkimi fazlasıyla tatmin etmişti. Bir ilginç anımızı da pastanede yaşadık. İki tane büyük pasaj var Kral ve Kraliça isminde. İbrahim'le Kraliçe pasajındaki pastaneye gittik. Menü'den çilekli, dondurmalı ve çikolatalı bir karışım seçtik. Açık bir alanda oturmuştuk, önümüzden geçen herkes bizim tabağa enteresan bir bakış atarak geçiyordular. En son bir çift geldi boş masalardan birine oturdu. Menüye bir süre baktıktan sonra elleriyle bizim önümüzdeki tabağı göstererek sipariş vermeleri enteresandı, adamların vizyonunu genişlettik. :)

Euro Cup 2008


Avrupa kupası maçları da bu gezi sırasına denk gelmişti. Türkiyenin çıkarmış olduğu birbirinden farklı sürpriz maçlar nedeniyle, son saniyelerde attığı gollerle bayağı hava attık orda :) Hindistanlı arkadaşlar da Türkiyeyi tuttuklarını söylediler. Takımlar Türkiye maçlarını kazanmış olabilmek için hakemin ne kadar da önde olsanız düdüğü çalmasını beklemek doğru hareket olurdu diyordular, güzel bir duyguydu. Türkyie Almanya maçını orada izledik. Belçikada çalışmakta olan türk arkadaşlar bir barı kapatmıştılar. Birlikte izledik 25 türk seyirci olarak. İlk golü biz attık, Türkiye Türkiye diye sevinirken almanlar gol attı. Arkadan bir DeutchLand Deutchland sesleri gelmeye başladı. Arkamızda da alman seyirciler vardmış. Türkiye 8 eksikle çıkmıştı, elde sadece 3 yedek vardı, ama kupanın en zevkli maçını, ve tabii ki de Türkiyenin en güzel oyununu bu maçta izleme şansını yakaladık. Ne yazık ki 3-2 kaybettik son dakika golüyle, ama oynanan oyun gelecek için umut verdi.

Dönüş


27 Haziran günü saat 16:00 THY uçağıyla geri döndüm. Dönüşte uçakta metroda karşılaştığım çocukla tekrar karşılaştım, enteresan bir rastlantı işte. Gelir gelmez içimdeki çalışma isteyiyle eşyalarımı bıraktım ve işe koştum :) Dönüp dolaşıp geldiğimiz yer hep aynı işte :) Bu arada yazımın başında Mehmet'in beni şirkete geliyor olduğunu ve beni de çağırdığını yazmıştım. Evet Mehmet şirkete geldi ta nereden kalkıp, ben sağlık sorunlarım nedeniyle gelemeyeceğimi söyledim ve bunun doğru fikir olmadığına ikna ettim. Mehmet ben de geri dönüyorum zaten dedi, başım ağrıyor diyerek geri döndü. Keşke bi işi yapmadan önce bolca zamanımız olmasına rağmen 2 dakikamızı ayırıp mantıklı bişekilde düşünebilsek :)

Sunday, 30 December 2007

RussiaTrip


Date : 20.12.2007 - 23.12.2007
Travel Path : Istanbul(plane) -> Moscow(bus) -> Lipetsk(taxi)->Moscow(plane)-> Istanbul

Kurban Bayramında 4 günlük tatil, zaten yurtdışındayım düşündüm neden başka bir ülkeye gitmeyeyim ki. Açtım haritay,ı gözlerimi kapadım, parmağımı rastgele bir yere basdım ve karşıma Lipetsk(Rusya) çıktı. Moskova, Omsk, hatta Sverdlovsk da olurdu, nasılsa gittiğim yerlerdi, ama Lipetsk ; ismini bile ilk kez duyuyordum.

Rusyaya gidiş nedenim is just business, not for pleasure. 2 azeri arkadaşla anlaştım, bayramda beraber gitmeye karar verdik. Bi arkadaşın Lipetsk'te tanıdıkları vardı, dedi oraya gidersek hem bizimle ilgilenirler, hem de Moskova gibi hızlı ve tehlikeli şehir değil rahat gezebiliriz. Biletleri aldık 19.12.2007 tarihinde saat 22:00 için. 20:00'da Atatürk havaalına vardık, bi süre sonra ekranda "Delayed 30 minutes" yazısı çıktı, yarım saatten bişey olmaz dedik. Bi süre sonra "Delayed 1 hours yazısı çıktı". Yine bişey demedik. En son galiba 02:00'a kadar delay yedik.

Pasaport kontrolünden geçerken, görevli arkadaş öğrenci misin diye sordu. Hayır değilim, Denizbank'ta çalışıyorum dedim. Bana biz ama orda çalışamıyoruz diye dönünce, sanki benim suçummuş gibi, zaten beklemekten sıkılmışım karşılık vermem gerekti. 5 yıl boşuna Boğaziçinde okumadık dedim. Herif hımm dedi, sustu ve pasaporta kaşeyi bastı, Türkiyeden çıkışımızı resmiyete dökmüş olduk.

Uçağa bindik, bi süre de nedense orada beklemek zorunda kaldık, en son uyumuşum, sanırım uçak en son 03:00 gibi kalkmış galiba. Uçuş 3 saat sürüyor, biz de oraya 6'da vardığımıza göre :) Moskovada abim karşıladı, bize otobüs durağına kadar eşlik etti. Bileti aldık, daha 2 saatimiz vardı, hem üşümeyelim hem de kahvaltı yapalım diye yakında bir kafe bulduk. Kahvaltımızı yaptık, biraz da muhabbet ettik. Abim bize biraz nasihat etti, ruslara ivan diye hitap ediyor ; "İvanlar iyi insanlardır, ama içtikten sonra babalarını bile tanımazlar, o yüzden dikkat edin" :)

Neise otobüse bindik koyulduk Lipetsk yoluna. Yolculuk 7 saat sürdü, biraz yorucu ve sıkıcı geçti. Önce telefonumdan radyo dinledim, bi noktadan sonra no signal available olunca, mecbur uyku moduna girdim. 20:00 gibi vardık, Lipetsk'te bizi karşıladılar, önceden günü 100$'dan ayarladığımız kiralık 1+1 ev'e götürdüler. Ev'in herşeyi güzeldi, içinde 2 tane plazma TV, buzdolabı, çamaşır makinası, karaokesi bile vardı, yani otelden daha iyiydi. Tek eksiklik 9-cu katta olması ve asansörünün olmamasıydı :)

First Day in Lipetsk (Thursday)

İlk gün dinlenelim dedik, ama önce yemek yememiz lazımdı, yakında bir restoran bulduk, rus arkadaşlar da bize eşlik etti(Vova, Dima, İra,Jenya). Bizim arkadaşlardan birinin ismini söylemekte zorlandıkları için Maşallah yerine Mişa diya tanıttık :) Menu getirdiler, yemek bulamıyoruz ya garip isimler, ya da domuz karışımı bişeyler. Ne ise en son ben menünün bir yerlerinde koyun kebabı bulabildim :) Toplam 7 kişi karar verdik gittik bowling oynamaya. İddialıydı rus arkadaşlar ama yine de benim sporcu kimliğim ön plana çıkınca 124 sayı toplayarak Internation Russia Bowling Tournament'ini birincilikle tamamladık. 7 kişi olunca muhabbet arası bowling yapınca, uzun sürdü, gece 24'e yaklaşınca, rus arkadaşlar bizi eve bıraktılar.

Second Day in Lipetsk(Friday)

Oradaki arkadaşlar genelde çalıştıkları için akşam müsait oluyorlardı, mecbur biz akşama kadar kendi başımıza takılmak zorunda kaldık. Şehri gezmeye çıktık diğer azeri arkadaşla ben. 16:00 gibi hava kararıyor, bi ara arkamıza baktığımızda 100 metre ileride 2 polis farkettik. Ben arkadaşa dedim kesin bizi takip ediyorlar, arkadaş dedi bu karanlıkta bizi tanımazlar. Yürümeye devam ettik, kafe bulduk tam girerken arkadan bizi çağırdılar, baktık aynı polisler. Evrak talep ettiler, gösterdik, yeterli olmadı, üzerimizde patlayıcı, yanıcı ne biliyim TNT, A4, C4 var mı diye sordular, hayır dedik, yetmedi, yüzeysel üzerimi aradılar, diğer arkadaş biraz sert çıkışınca filmlerdeki gibi arkadaşa ellerini duvar koy dedi, elleriyle full bir lazervari tarama yaptı. En son polislerden biri diğerine bırakalım mı diye sordu, bırakalım değince salıverdiler :) Ne ise moralimiz bozuldu kafeye girmekten vazgeçtik, yürüdük gittik öylesine. Karşımıza pizzacı çıktı, içerisi bayağı genişti, birkaç odadan oluşuyordu, millet kuyrukta bekliyor birileri kalksın da otursunlar. Baktık olmayacak geri döndük aynı kafeye :)

19:00 gibi rus arkadaşlarla da buluştuk ve Tornado disko ve kazino kulübüne gitmek için yola koyulduk. Just a little advice, Lipetsk'e gidip de Tornado'ya uğramamak büyük hata olur. Saat 22:00 gibi giriş ücreti kişi başı 500 rubl(20$) ödedik girdik kulübe. Şansımıza kulübün 21 yaş günüymüş o gün, bayağı eğlenceli gösteriler de düzenlediler, DJ Romeo da bizi bayağı eğlendirdi :) Gece 03:00 gibi ben diskonun dışında Karaoke salonu vardı oraya gittim, arkadaşlar bi anda beni göremeğince bayağı panik yapmışlar. Karaoke güzeldi, ama şarkıların hepsi rusça olması kötü oldu. Ne ise geri döndüm 2 saat sonra, arkadaşlar kızdılar bana haber vermeden gittiğim için. Sabah 07:00 gibi eve döndük.

Third Day in Lipetsk(Saturday)

Gece kulüpten geç döndüğümüz için öğlene kadar uyuduk. Saat 15-16:00 gibi rus arkadaşlar bizi gelip aldılar, doğada yemek yemeye gittik. Ormanlık bir bölgeye gittik, ahşap'tan yapılmış kulübe gibi yerler vardı, yemek falan yedik. Önce sıcak geldi bana, atkıyı bereyi çıkardım, montumun önünü açtım. Bi baktım ruslar üşüyor sarılmışlar montlarına, bana bakıp hayret ediyorlar nasıl yani herif dışarıdan gelmiş üşümüyor biz üşüyoruz :) Zamanla taşlar yerine oturdu, ben de üşümeye başladım, o kadar ki botla ayaklarım donuyordu. En son başımda bere, atkıyı sarmışım boynuma, montuma sarılmışım, ellerim de üşüyor ellerimi ovuştururken ruslardan birisi acıdı eldivenini bana verdi :)

Sonda kardan adam ve kız da yaptık.

Son gecemiz olduğu için arkadaşklar evde parti yapalım dediler. Dışarıdan atıştırmalık bişeyler aldık, bizim eve gittik.


Karaoke'yle gece 12-lere kadar şarkı söledik, bayağı gürültülüydü, mikrofonun sesini sonuna kadar açmıştık. Ama hayret ettim komşulardan kimse de gelip itiraz etmedi, ya duvarlar ses geçirmiyor, ya da adamlar düşünmüş serseri bunlar uzak duralım :)

Karaoke bayınca dedik biraz oyun oynayalım. Anlat bakalım olsa gerek, iki takıma bölündük, bi süre de ondan oynadık. Saat 03:00 gibi rus arkadaşlarla vidalaştık, sabah erkende yola çıkacaktık.

Last Day in Russia(Sunday)

Lipetsk'e giderken otobüsle gitmiştik, sıkılmıştık, dönüşte taksi ayarladık Moskovaya kadar. Taksici önce yabancı olduğumuzu görünce çekindi bizden, daha sonra yolda Azerbaycan lokantasında mola verdik, yemek falan ısmarlayınca, biraz da muhabbet ettik adam açıldı. Fıkra falan bile anlattı adam :) Sanki daha önce fıkranın Türk versiyonunu duymuştum. Fıkra şöyleydi:

Bir fransız, ingiliz ve rus kafede oturmuş çay içecekler. Fransız çayını karıştırırıyor kaşık arasıra bardağın kenarına çarptığında özür dilerim diyor, aynısını ingiliz de yapıyor. En son rus özür dilerim, özür dilerim sloganları eşliğinde, kaşığı bardağın duvarlarına çarptırarak çayını karıştırmış :)))) (Ayıp olmasın diye güldük biz de)

Lokantayı azeriler çalıştırıyordu biri 21, diğeri 15 yıldır orada yaşıyor, biraz muhabbet ettik, Türkiyede yaşadığımızı duyunca burada da çalışan türkler var dediler. Ama çok enteresan insanlar bu türkler , yemeye geliyorlar 4 kişi ama herkes tektek kendi parasını ödüyor dediler :)

Neise vardık havaalanına, bu arada Moskovada 3 tane havaalanı varmış, gidişte Demodedov'da indik, dönüşte Vnukov'dan bindik. Tabii klasik olarak uçağımız 18:00'daydı 20:40'a kadar ertelendi :( Gece 00:10 24 December gibi İstanbulda eve varmıştım.

Long story short, sırf Tornado için bile tekrar gidilir Lipetsk'e.
Bir sonraki trip'te buluşmak üzere Good Afternoon, Good Evening, Good Night!

Friday, 7 December 2007

2 years in Intertech; One life long period


Introduction

Bugün Intertech'te ikinci yılımı doldurmanın gururu içinde bu yazıma başlıyorum. 2 yıl kimilerine kısa bir süre olarak görünse de, iyi ve zor günleriyle, kazanım ve kaybettirdikleriyle iyi deneyimler kazandığım kanısındayım. Long story short başkalarının yaşadıkları yanında küçük olsa bile they are still mine.


Job Acceptance and Work Permission Period

2005 haziranın ikinci gününde diploma aldığım günün bir sonraki günü Intertech'e iş başvurusu yaptım ve 1 gün sonra işe kabul aldım. Yabancı uyruklu olduğum için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından çalışma izni almam gerekirdi. Çalışma izni başvurusunun sonucu resmi sitelerinde yazıldığına göre en geç 90 gün içinde sonuçlandırılır. Türkiyede 5 sene okuduğum sürede hissetmediğim yabancılığı bu süreçte acı bir şekilde çektirdiler :(

Belgeleri hazırladım 16.06.2005 tarihinde İnsan Kaynakları aracılığyla başvuruyu yaptım Bakanlığa. Bu süreçte ben de Intertech'te stajyer olarak takılmaya başladım.
Bir buçuk ay sonra Bakanlıktan mektup geldi, başvurumu yurtdışındaki temsilciliklerden yapacakmışım ve de Mühendisler Odasına üye olacakmışım.
Mühendisler odasını aradım üyelik için Çalışma İzni Belgesi gerektiğin söylediler.
Ortada kaldım Bakanlık Mühendislik Odasından üyelik istiyor Çalışma İzni Belgesi için, Mühendislik Odası da Çalışma İzni Belgesi istiyor üyelik için :) Contradiction... 1 hafta uğraşlardan sonra Mühendisler Odasından birilerini Bakanlığı aramaya ikna edebildim ve sorun geçici olarak çözülmüş oldu.
Sürecin en can alıcı noktasına gelelim üyelik için Mühendisler Odası bi de Yök'ten denklik istemesin mi?!!! Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliğinden mezun olan birisinden :)))

Ne ise Ağustosun başlarında kısa Intertech macerası sonrası Türkiyeden ayrıldım, Bakü'deki Türkiye Başkonsolosluğundan Çalışma İzni için başvurumu yaptım. 2 hafta sonra konsolosluğu aradığımda belgelerimi kaybettiklerini söylediler, üzgünüz bile demediler, bulurlarsa haber vereceklerini söylediler :(( Bir kaç hafta sonra nasılsa belgeleri buluverdiler. Başvuru sürecim resmi olarak başlamış oldu. Kasım 24'te Bakanlık'tan aradılar ve Çalışma İznimin onaylandığında bildirdiler. Maksimum 90 günde alınabilen bir belgeyi ben 4 buçuk ay sonra alabildim :)))

Timelines for past 2 years period

  • 16.06.2005 Çalışma İzni için ilk başvuru
  • 30.07.2005 Çalışma İzni geri iade
  • 24.08.2005 Çalışma İzni için ikinci başvuru
  • 24.11.2005 Çalışma İznim Bakanlıktan onaylandı
  • 09.12.2005 Intertech'te Core Ekibinde Yazılım Mühendisi olarak resmen göreve başladım.
  • Şirkete yakın (5 dakikalık uzaklıkta) bir ev bulduk. Universitede okurken Anadolu yakası - Avrupa yakası arasında , trafikte günlük en az 3 saatlik çekilmiş sıkıntı etkili olmuştur :)
  • 20 ay boyunca Proje Geliştirme grubunda kendi çapımda, kendi alemimde yazılım yaptım :) 60 kişi bankacılık paketi yazarken, ben diğer uygulamalara destek verdim. En son bizzat benim sorumluğumda olan, destek verdiğim proje sayısı 8'e çıkmıştı.
  • 18.09.2006 tarihinde Fatih Üniversitesi MBA İngilizce master programına kabul aldık. Kabul sürecinde garibime gitti, beni ingilizce sınava soktular, farkında değillerdi I Live in English :)) Master yapmayı kafaya koymuştum, burayı seçmemin tek nedeni eve ve işyerime yakın olması, nothing else.
  • 10.08.2007 tarihinde yaz okuluyla birlikte MBA'de almam gereken dersleri bitirmiş oldum, sadece tez kaldı.
  • 25.09.2007 tarihinde resmen Core ekibinden AltYapı ekibine transferim gerçekleşti. Son 3 aydır bu ekipteyim, adaptasyon sürecini atlatmaya çalıştım, AltYapı ekibini benim çalışma şeklime göre şekillendirmek kolay olmadı :))
  • 2007 ağustos ayında sigaraya başladım, bir zamanlar Başkanın dediği gibi iyi bir yazılımcı sigara içer. İyi bir yazılımcı olmaya çalışıyorum :)

Gains in 2 years period

İş hayatı olarak herşeyden önce farklı projelerde çalıştım, farklı deneyimler, farklı insanlarla iletişimde oldum. İnsan ilişkileri konusunda bayağı mesafe katettiğimi düşünüyorum. Medeni cesaretim arttı en azından, programı kullanan kullanıcılarla telefonda tartışa tartışa :)

İş arkadaşları konusunda Intertech çalışanları olarak çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Yardımlaşma had safhada, bilgi ve birikim paylaşımcılığı (isteğene ve arzulu olana tabi) açısından da çok zengin bir ortamda bulunuyoruz. Kişisel gelişim için yeterince kaynağın olduğunu düşünüyorum (Internet, ve tabii ki de Google) :)) Bunlara ilaveten de tabi TFS ve Proje Geliştirme Metodolojimizi söyleyebilirim :)

Teknolojiler olarak OOD konusunda daha yolun başındayım, ama SQL Server 2000 ve 2005, Java ve C# kullanarak iyi bir deneyim kazandığımı düşünüyorum. Scoring, Stok ve Demirbaş takibi, Amortisman Hesaplamaları konusunda Doktora yaptığım kanısındayım :)) Yakında Karar Modülüyle birlikte AI kullanan bir programa da sahip olacaz :)

Üniversite hayatı olarak da ingilizce rahatlıkla sunum yapabilme tekniğimi geliştirdiğimi düşünüyorum. Yeni arkadaşlarla(aralarında gıcık olanlar da vardı tabi) tanıştık, sosyal faaliyetler'e katıldık kahvaltılar, iftarlar. Bir türlü maç yapamadık o da ayrı bir olay. Ama eğitim olarak fazla ileri gittiğimi düşünmüyorum, zaten ilerideymişim, ama olsun Fatih Üniversitesine katkımız oldu işte, bir değer mezun etmiş olacak :)) Eğer doktora yapacak olursam sanırım en az Harvard'ı seçmek zorunda kalıcam, aşağısı kesmez :)

Loss in 2 years period

Yeni bir şeyler öğrenmediğim her günüm. Aynı olan iki günümden birinde kayıpta olmuşum.
Bunun haricinde yaşadığım he türlü zorlukları, hataları ileride deneyimini kullanacağım şansım olması düşüncesinden yola çıkarak kayıp olarak görmüyorum.

In Conclusion

Önümde daha uzun süreç var, yolun başında olduğumu biliyorum. Vatana, millete, aileme, arkadaşlarıma karşı dürüst olmaya, işine sahip çıkarak önce ekibin başarısı sonrasında da şirketin başarısı için çalışmaya devam etmek önümdeki planlar arasında. Her ne kadar son zamanlarda duruşumdan ödünler versemde önümdeki süreçte prensiplerime sahip çıkarak başarılı olacağıma inanıyorum. Bu yolda ya benimle olursunuz ya da karşımda olursunuz. Bunun ortası yoktur. Durmak yok, Yola devam.

And you're singing the songs
Thinking this is the life
And you wake up in the morning and you're head feels twice the size
Where you gonna go? Where you gonna go?


Intertech Yan Gelip Yatma Yeri Değildir.

Tuesday, 25 September 2007

Flaş!Flaş!Flaş! Balayev Alt Yapı Grubunda


Reuters'in abonelerine flaş haber olarak duyurduğu Balayev'in Core Grubundan Alt Yapılar ekibine transferinin perde arkasını siz okuyuculara duyurmak istedik. Bu yüzden olayın kahramanları Sn. Balayev ve menejeri Sn. Çelik'le görüştük.

Çelik konuşmasında özellikle Alt Yapı Grubu proje lideri Tuncay Başkanın aylar öncesinden Balayev'le bizzat ilgilendiğini duyurdu. Alt Yapı ekibinde genç, hızlı, dinamik, espiri anlayışına sahip, takımı ateşleyebilecek, problem solver, kendini yenileyebilen, yeniliklere açık, paylaşımcı,azimli en başta Intertech'in daha sonrasında ekibinin başarısı için çalışabilecek, çevresiyle barışık, takım içinde herkesi kucaklayabilecek, çatışma çıkarmayacak ve aynı zamanda sözde değil özde bir yazılımcıya ihtiyacı olduğu bilinen bir gerçekti. Moreover, Avrupada başarı için yabancı bir yazılımcı da şarttı. Balayev bu özellikleri kendisinde toplayan ve akla ilk gelebilecek kişiydi. Tuncay Başkan ve ekibi bu transferde çok titiz çalışmıştır. Öncelikle Balayev'in proje geliştirirken çekilmiş kasetlerini izlemiş, bununla kalmayarak kendisini bizzat çıplak gözle izleme fırsatı bulmuştu. İlk teklif geldiğinde Balayev'in Core ekibiyle 2007 Ağustos ayına kadar sözleşmesi vardı ve Balayev Core Ekibimin çıkarı herşeyden önce gelir, ekibimle görüşün diyerek nazik bir dille geri çevirmişti. Core ekibiyle görüşme yapan Sn. Tuncay olumsuz cevap almış, Core ekibi kurmayı Alper Turan Balayev'i kimseye vermiyoruz bizim halen sözleşmeli yazılımcımızdır demiştir.

Ağustos ayında sözleşmesi biten Balayev önce Core ekibiyle masaya oturdu,başlangıçta küçük pürüzler vardı ama taraflar arasında anlaşma sağlanamadı. Yıldız transferinin zor olduğunu bilen Alt Yapı ekibi Balayev'e vazgeçemeyeceği yeni cazip bir teklif paketi sundu. Bu yüzden de Balayev daha önce de teklifini aldığı Alt Yapı ekbiyle masaya oturdu ve sözleşme imzalandı. Bu transferin hem Intertech'e hem de Alt Yapı ekibine büyük katkıları olacağına inanıyor ve başarılar diliyorum diye bitirdi Sn. Çelik.


Olayın baş aktörü Balayev'le de görüştük. Balayev: "First of all, eski takımım Core Grubuna ve lideri Alper Turan'a çok teşekkür etmek istiyorum. Ekibe geldiğim günden bana maddi ve manevi destek olmuş, kendimi geliştirmem için gereken ortamı sağlamıştır. Burada çok güzel anılarım oldu,İnşallah birgün geri dönmek ümidiyle buradan ayrılıyor, gittiğim yerde Core ekibinin ruhunu, kültürünü yaşadacağıma ve beni sevenleri hayal kırıklığına uğratmayacağıma inanıyorum.

Her yazılımcının hayalinde birgün Alt Yapı ekibine geçebilmek vardır. Intertech'in 2 büyük grubunda(Core ve Alt Yapı) yazılım yapmış ve yapacak olmak benim için büyük bir onur. Kariyerim ve yeni heyecanlar yaşamak için bu tür bir adım attım. Transferimde emeği geçen herkese başta Tuncay Başkan olmak üzere, ve Sn. Çelik Bey'e buradan teşekkür etmek istiyorum. Buraya torpille gelmedim,başarılı olmak için geldim, taraftarın gönlü rahat olsun. Takımda rekabet büyük ama ben zaten competetion ortamını severim. Başkanımızın da görevi hakedene vereceğinden hiç şüphem yok, ilk yapacağım projeyi şimdiden heyecanla bekliyorum. Projeler aslanın ağzında, ben de çok çalışıp projeleri kapacağıma inanıyorum."

Evet sevgili okuyucular biz Balayev Press olarak sıcağı sıcağına Balayev'le ilk reportajı yapmanın ve Balayev Press farkıyla sizinle paylaşmanın sevincini yaşıyor, Balayev'e başarılar diliyoruz. Bu arada bugün saat 15:00'da Intertech'in Gayrettepedeki merkezinde Balayev basına tanıtılacak ve resmi sözleşme imzalanacktır.

Balayev Press

Saturday, 8 September 2007

Tatil: 25.08.2007 - 08.09.2007

1 yıl sonra tekrar tatile çıkmanın, memlekete gitmenin heyecanı vardı bende.

Biletimi haftalar öncesinden ayırtmıştım. AZAL (Azerbaijan Airlines) şirketinden 25 Ağustos için biletimi aldım, tabiki gidiş dönüş. 25 yaşım bitmemiş olsaydı bilet için 100$ daha az ödeyecektim :(

25 ağustos günü Atatürk Havalimanından saat 10:00 gibi check-in yaptık ve 12:00 gibi uçak Bakü yönünde hareket etti. Bakü serin olur diye düşünüyordum, çok rüzgarlı olurdu genelde, ama Baküye inince Antalyadaki gibi bir sıcaklık vurdu yüzüme. Anlaşılan tatil zor geçecekti.

Atladık taksiye evin yolunu tuttuk. İstanbulda bir tek sivrisinek rahatsız eder geceleri, Baküde akşamları sivrisinek, sabahları da onun başka bir türü vardı o çıkıyordu sahneye, kısacası uykuya ambargo koymuşlardı geceli gündüzlü :(


Bir kaç gün Baküde gezdim, sağolsunlar gezecek yer bırakmamışlar her tarafı yıkıp gök ve yerdelen yapıyorlar. Tarihi dokusu kaybolmuş, güzelim Bakü yok olmak tehlikesiyle karşı karşıya.








In short, there was no place, no relief for me in Baku. Başka bir yerde, başka mekanda aramalıydım huzuru ve mutluluğu. Bu yüzden doğduğum ilin yolunu tuttum. Trenle 10 saat sürüyor, atladım trene ve geceyi trende uyuyarak sabah 8 gibi köye varmıştım. Evimiz tren istasyonuna 15 dakikalık uzaklıkta. Trenden indiğimde yeni yağmış yağmurla suya doymuş otların yaprakları ayağımı ıslattığında, sabahın soğuk nefesini hissettiğimde buraya gelmekle doğru karar verdiğimi düşündüm. İlk gün iyi uyudum :)

Sanki güneş beni takip edercisine köyde kaldığım süre zarfında gelip beni orada da buldu:( Ben yağmur istiyorum, yağmur...Çocukluk yıllarımda çok yağmur yağdığı zaman yanımızdaki ırmak dolup taşar, tehlike saçardı etrafa, sel gelecek diye korkardık. Ben işte o selin büyük taşları sürükleyerek götürdüğü zaman çıkardığı sesleri özlemişim... Yağmurun sel olabilme ihtimalini sevmişim.


Köyde zamanım eski arkadaşları ziyaret ederek ve de çimlerde Montaigne'in Denemeler kitabını okuyarak geçirdim. Ne yazık ki unutkanlığım başıma bela oldu kitabı köyde unuttum, daha bitirmemiştim:(














Bizim köye yakın 1 saat uzaklıkta Kah(Qax doğru yazılışı) diye bir il var, ve bu ilin de İlisu diye bir köyü var. Planımda oraya gitmek de vardı. Burası dağlarla çevirili ve natural şelalesi olan bir yer. Arkadaşla araba kiraladık, yeğenleri de alıp gittik İlisu'ya. Şelaleye arabayla ulaşım yok, en az 1,5 km yürümen gerekir.


Önce dağın koynunda şelaleye giden yolun üstünde etrafı ağaçlarla ve kaynayan bulaklarla çevirili bir restoranda yemek yedik, enerji lazımdı oraya tırmanmak için :) Yemekten sonra taşların arasıyla şelaleye doğru yol aldık. Tabii ki yalnız değildik, dünyanın değişik bölgelerinden turistler de vardı yol boyunca.

Note: Ayrıca dikkatimi çekti mal varlıkları kayıt altında olmayan varlıklı insanlarımızın villaları da yol kenarlarını çevreliyordu. Orayı bilen arkadaş işte şu 3 villa falan eski şu bakanın, şu villa şu bakanın gibi anlatdı. Eskiden yabancılar tarafından sömürülen halkımız, artık içimizden olan yerliler tarafından sömürülüyor; acı ama gerçek:(





Whatever...Yolda zaman zaman dinlenerek, bayağı bi kalori( 1GB gibi :) ) kaybederek zirveye(summit) ulaştık, çekilen çileye değdi tabii.






Gerçekten de manzara güzeldi. Aklıma bu meşhur laf geldi : "It is the place either you leave your heart behind or yourself". Fotoğraf çekindik biraz, videoya kayıt da yaptık birkaç. Başka ne yapılabilir ki??? Hafızamıza da gömdük bunları, ama daha teknoloji o kadar ilerlemedi ki kafamıza bir cihaz takalım düşüncelerimizi video şeklinde kaydetsin diske. (Gelecekte böyle birşey mümkün olacağından şüphem yok).












İstanbula dönüşte de Azerbaycan sınır güvenliği traş köpüğüme el koydu. Tartıştım tabi ben de, dedim aynı şeyi İstanbuldan gelirken de getirdim orada bişey yapmadılar. Adamın cevabı önce "Orası Türkiye burası Azerbaycan" oldu. Ben de inşallah kısa zamanda orda olucam, oranın kurallarını tercih ederim dediğimde adam gülümsedi biraz, yeni bir uygulama olduğunu yakında Türkiyede de başlatacaklarını söledi :)


Long story short, işte budur benim tatil öyküm. Tabi tatilde tatsız olaylar da yaşadık, sıkıntılı günler de oldu, İstanbulu, arkadaşları çok özledim. Bir dahaki sefere bu kadar uzun olmamasını tercih edicem :) İnsan kendi memleketinde de rahatı bulamıyorsa arkadaşım ben derim ki dünya yaşanacak yer değil. Is there really happiness anywhere, no if you care about anything!

Denemeler'den bir alıntıyla bitiriyorum:

İçi arınmamışsa, neler bekler insanı,
Kendi kendisiyle ne savaşlar eder boşuna!
Tutkuları içinde ne kemirici kaygılar.
Ne korkular içinde kıvranır insan!
Ne çöküntüler yapar bizde gurur, şehvet,
Öfke, gevşeklik ve tembellik!